Uludağ ve Uludağ Milli Parkı

Milli Park’a adını veren Uludağ’ın mitolojideki adı OLYMPOSMYSİOS’ tur. Uludağ, Osmanlı İmparatorluğu zamanında Keşiş Dağı olarak anılmış ve 1925 yılında şimdiki adı olan ULUDAĞ adını almıştır.

Uludağ Milli Parkı, 11. 338 ha’lık bir alanda, bilimsel ve estetik bakımdan milli ve milletlerarası ender tabii kaynak değerlerine sahip bu tabiat parçasının araştırma, inceleme, eğitim, dinlenme ve turizm amacıyla kullanılmasını sağlamak, özelliklerini ve karakterlerini olumsuz etkilerden korumak, kaynak değerlerini devam ettirmek gayesiyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 25. maddesine müsteniden 20. 09. 1961 gün ve 6119-5 sayılı bakanlık olurları ile Milli Park olarak tefrik ve ilan edilmiştir. Milli Park’ın alanı 28/03/1996 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile 12. 762 ha’a çıkarılmıştır.

 

Uludağ Milli Parkı ve çevresi 12. 05. 2006 tarihinde I. derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmiştir (I. ve II. Gelişim Bölgeleri II. Derece Doğal Sit Alanıdır) . II. Gelişim Bölgesi 5 Ağustos 1986 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.

Uludağ Milli Parkı Batı Anadolu Bölgesi’nin 2543 m yükseklikteki en yüksek tepesine sahiptir. Milli Park’ın %71’i orman, %28’i çayırlık ve kayalık alanlar (Alpin rejyon) , % 0, 4 ‘ü açık alanlar % 0, 1’i, su ile kaplı alanlar, % 0, 8’i ise yerleşim alanıdır. Uludağ Milli Parkı olağanüstü tabiat güzelliklerine, ormanlara, flora ve fauna zenginliklerine sahiptir.

Uludağ Milli Parkı gerek Alpin gerekse Türkiye ve yalnızca Uludağ’a özgü endemik bitkileri içeren zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Uludağ’da 104 endemik tür tespit edilmiş olup, bunun 32 adedi Uludağ endemiğidir. Uludağ Milli Parkı’nda 46 tür kelebek yaşamakta, ayrıca Apollon kelebeğinin (Parnassius apollo L.) Uludağ’a özgü endemik türü bulunmaktadır.

Uludağ’ın zengin bitki örtüsü bir ölçüde Akdeniz ve Avrupa-Sibirya floristik bölgeleri arasındaki konumundan kaynaklanır. Florasında %63 oranında Avrupa-Sibirya elemanı ve %31 oranında Akdeniz elemanı yer alır.

Uludağ florasında ayrıca %6 oranında İran-Turan floristik elemanının bulunduğu da bilinmektedir. Sahip olduğu ilginç özellikler nedeniyle Uludağ, çok eskiden beri botanikçilerin ilgi odağı olmuştur.

Ayrıca Uludağ ülkemizde yer alan 122 Önemli Bitki Alanı’ndan (ÖBA) biridir.

 

Uludağ Milli Parkı’nda ayı, çakal, tilki, sincap, tavşan, gelincik, yaban domuzu, yılan kertenkele, dağkartalı, ağaçkakan, baykuş, kumru, dağbülbülü ve serçe gibi değişik canlı türleri yaşamlarını sürdürmektedir. Sakallı akbaba (Gypaetus Barbatus) Uludağ’da bulunan endemik türlerdendir. Ayrıca kırmızı orman karıncası da Uludağ ormanlarındaki zararlı böcekleri yiyerek Milli Park’a büyük faydalar sağlamaktadır. Uludağ sakallı akbaba ve kaya kartalının üreme popülasyonlarını barındırması nedeniyle Önemli Kuş Alanı (ÖKA No. 8 ) olarak belirlenmiştir.

Uludağ Milli Parkı botanikçi Mayr’ın orman zonlarını muhtelif yüksekliklerde karakterize etmesi ve 45 dakikalık bir araç yolculuğu esnasında bu orman zonlarının görülebilmesi açısından dünya ormancılık literatüründe bilimsel yönden özel bir öneme sahiptir. Bunlar Lauretum, Castanetum, Fagetum, Pinatum, Albietum, Alpinetum Kuşağıdır.

Bursa’dan zirveye doğru yapılacak yolculukta; defne, kızılağaç, çınar, erguvan, kestane, ıhlamur, akçaağaç, karayemiş, fındık, meşe, kayın, titrek kavak, kızılcık, karaçam, üvez,  göknar, ayıüzümü, bodur ardıç, değişik otlar ve likenler gibi 250 değişik gruptan 700’ün üzerinde türde otsu ve çok yıllık bitki görülerek, zengin bitki çeşitliliğine sahip ender yerlerden biri olan Uludağ’da farklı bitkiler keşfedilebilir.

Uludağ zirvesinde bazıları yaz aylarında kuruyan 9 adet buzul gölü bulunmaktadır. Bunların en önemlileri göller bölgesindeki; Karagöl, Kilimligöl, Buzlugöl ve Aynalıgöl’dür.

Bir granit batoliti olan Uludağ , bugünkü görünümünü teknotik hareketlerle kazanmıştır. Yurdumuzda ilk buzul devri izleri Phlippson tarafından Uludağ’ da tespit edilmiştir. Uludağ’ın kuzeye bakan yamaçlarında buzullarca şekillendirilmiş oluşumlar ve ilginç görünümlü kaya kitleleri vardır. (Yılanlıkaya, Devetaşı, Cennetkaya, Çobankaya gibi.)

Uludağ ülkemizin önde gelen kış sporları ve kayak merkezidir. Büyük yerleşim yerlerine yakınlığı, kamp ve günübirlik kullanım alanlarının çokluğu nedeniyle Bursa ve çevre illerinin rekreasyonel isteklerine cevap vermektedir. Uludağ Milli Parkı’ nın yıllık ziyaretçi sayısı 1. 000. 000 kişi civarındadır. Bursa’dan 36 km, İstanbul’dan 150 km uzaklıktadır. Kayak merkezinin uzaklığı ise havaalanından 60, Bursa’dan ise 40 dakikadır.

Teferrüç-Kadıyayla-Sarıalan güzergâhında çalışmakta olan 4. 817 metre uzunluğundaki mevcut teleferik hattının, Sarıalan Kamp ve Günübirlik Kullanım Alanı’ndan oteller bölgesine kadar uzatılmasına ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan proje yapım aşamasındadır. Proje, oteller bölgesine ulaşımı 22 dakikaya düşürecek ve mevcut hattı 8. 500 m uzunluğa çıkaracaktır.

Uludağ Milli Parkı’nda yaz dönemi kullanıcılarına yönelik 2 adet kamp ve günübirlik kullanım alanı 2 adet günübirlik kullanım alanı mevcuttur. 300 çadır kapasiteli Sarıalan KGKA’nın da ziyaretçilere açık kırgazinoları, baraka ve bungalovlar, hediyelik satış dükkanları, sıhhi tesis kompleksi, tuvaletler, sağlıklı yaşam parkuru, çocuk oyun alanı ve cami mevcuttur. 150 çadır kapasiteli Çobankaya KGKA’nın da büfe, sıhhi tesis kompleksi, tuvalet, çocuk oyun alanı ve mescit halkın kullanımına açıktır.

Çobankaya’ya 2 km mesafede olan Bakacak mevkii Bursa’nın panoramik görüntüsünün en iyi seyredilebileceği yerdir.

Kirazlıyayla GKA’nın da büfe, tuvaletler, futbol sahası, çocuk oyun alanı ile resmi kurumlara ait iki konaklama tesisi bulunmaktadır.

Karabelen GKA’nın da Milli Park giriş kapısı ve tuvaletler mevcuttur.

Ülkemizin en önemli kış sporları ve kayak merkezi olan Uludağ’da karla kaplı gün sayısı 178 gündür. Kayak pistleri 15 Aralık/30 Nisan tarihleri arasında hizmet vermektedir. I. Gelişim (Oteller) Bölgesi’nde toplam 34 adet konaklama tesisi vardır.

 

 

Asırlık İnkaya Çınarı

Bursa’nın kuzeyindeki Oyukçınar Mahallesi’ne adını veren çınar ağacı 18,2 metre gövde genişliği ile Türkiye’nin en büyük ağacıydı. Halkalı ve Dudaklı Çınarı ile, her yıl içinde leyleklerin yuva yaptığı Kiremitçi Çınarı, Osmanlı ile yaşıt Bursa çınarlarıdır.

 

Çekirge’de Uludağ yolu üzerindeki İnkaya köyünde, aynı adla bilinen 598 yaşındaki çınar, dünyaca ünlüdür. Adını, Osmanlı Devleti’nin ilk köylerinden biri olan Uludağ Yolu üzerindeki İnkaya Köyü’nden alan çınar ağacı 13 ana kola sahiptir. “İnkaya Çınarı”nın boyu 35 metredir. Dallarının kalınlığı 3-4 metreyi bulan çınar 9.2 metrelik çevresiyle Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biridir.

 

Saitabat Şelalesi

Bursa’dan 12 km uzaklıkta yer alan Saitabat yemyeşil çimenler ve çınar ağaçlarıyla çevrili bir alan. Uludağ eteklerindeki şelalenin aktığı kanyon, doğa sporları ile uğraşanların buluşma noktası.

 

Odun ateşinde, kiremitte tereyağı ile pişirilen alabalıklarıyla meşhur olan şelalenin çevresinde piknik alanları bulunuyor.

 

 

 

İznik Gölü

Marmara Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, derinliği en fazla 80 m. olan tektonik bir tatlı su gölüdür. Göl bütünüyle tarım alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Alan, sık sazlıkların arasında karışık koloniler kuran küçük karabatak

 

(30 çift) ve gece balıkçılı (250 çift) ile özel çevre koruma alanı ölçütlerine uyar. İznik Gölü 1990 yılında SİT alanı ilan edilmiştir.

 

Yaklaşık 9000 hektar tarım arazisi göl suyuyla sulanmaktadır. Yapımı süren tesislerle bu alanın 6.945 hektar daha artırılması öngörülmüştür. Bunun yanı sıra, göl kıyısındaki tarım alanlarının sulanması için çiftçiler tarafından pompayla su çekilmektedir.

 

Suları tatlı olan gölde sazan ve yayın balığı ile kerevit yetişir. Turizm bakımından da önem taşıyan İznik Gölü, yüzme, kano ve sörf gibi su sporları için idealdir.

 

Gölyazı ve Ulubat Gölü

Gölyazı, Nilüfer, Bursa-İzmir karayolunda Uluabat gölü (Apollont gölü) kıyısında küçük bir yarımada da kurulmuştur. Tarihi Roma dönemine kadar gider. Roma döneminden kalanları evlerin temel taşlarında görmek mümkündür. Tarihi ve coğrafi orijinal özellikler taşır. Apollon Krallığı’nın merkezi olarak bilinir. Köyün başlıca geçim kaynağı günümüzde balıkçılık ve zeytincilik’tir. Ayrıca her sene düzenleden Leylek Şenliği vardır.

 

Döneminde bir süre Adramytteion (Edremit) ‘na, bir süre de Kizikos (Edincik) ‘a bağlı kalmıştır. İmparator Hadrianus (M.S. 117-138) ‘un Bitinya gezisi sırasında kente uğradığı, kentin kapısındaki adına konulmuş onur yazısından anlaşılmaktadır.

 

Bizans Dönemi’nde Apollania ad Rhyndacum, önce Bitinya Piskoposluğu’na bağlı kalmış, daha sonra Nicomedia ve kısa bir süre de Kios piskoposluklarına bağlanmıştır.

 

Osmanlılar 1302 yılında Baleum (Koyunhisar) Savaşı’ndan sonra, bu kaleye sığınan Kite Tekturu’nu kovalayarak ilk kez Apollania önlerine gelmişler; ancak bu kuşatma sırasında kaçak tekturun teslim edilmesi dolayısıyla anlaşmaya vararak geri çekilmişler, yalnızca Alyos adasını ele geçirmekle yetinmişlerdir. Bu adanın ele geçirilmesiyle, esasen Apollania ad Rhyndacum’un gölün çıkış kapısındaki berkitilmiş Lopadion kalesiyle ilişiği kesilmiş bulunuyordu.

 

Antik kentle ilgili arkeolojik bilgiler şöyle sıralanabilir:

 

Kalıntılar, karayolunun 3.7 kilometre güneyinden itibaren başlamaktadır. Antik yollar, halk arasında “Delik Taş” adıyla tanınan yerde yüzeyde görülmektedir. Birbirine paralel olarak uzanan iki yoldan batıdaki 1.7 metre genişliğindedir. Çok kullanılmış olduğu, tekerlek ve atların geçmiş olduğu yerlerdeki izlerden anlaşılmaktadır. Yolların uzantıları Nekrapol içlerine doğrudur.

 

Doğal kayalardan kesilmiş lahit tekneleri ve kapakların yaygın olarak görüldüğü Nekrapol Alanı’nda, antik yolların kenarında, 8.5 x 8.5 metre boyutlarında boyutlarında yüksek anıt mezarları bulunmakta idi. Aynı tip mezarlara göl kıyısında da rastlanmaktadır.

 

Dış kaleye halk arasında “Taş Kapı” denilmektedir. Yarımadanın en dar yerini denetim altında bulundurnak için yapılmıştır. Surda 8.5 x 8.5 metre boyutlarında kare prizma bir burç yükselmektedir. Bu burcun yapımında, kentteki açıkhava tiyatrosunun taşları kullanılmıştır. Surun duvar kalınlığı bazı yerlerde 5 metreyi bulmaktadır.

 

 

Uluabat Gölü zengin tür çeşitliliğine sahip olması ve önemli bir sulak alan olması nedeni ile ülkemizde koruma altına alınan 12 Ramsar alanından birisidir. Bunun yanında Yaşayan Göller programının içinde de yer almaktadır. Uluabat Gölü; Anadolu’ya kuzey-batıdan giren kuş göç yolu üzerinde bulunması nedeni ile bünyesinde yüksek miktarda kuş barındırması, çok zengin flora ve faunaya sahip bir sulak alan olması nedeniyle son yıllarda tüm dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu nedenle 1998 yılında RAMSAR sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır.

 

Uluabat Gölü Türkiye’nin orta büyüklükteki göllerinden bir tanesidir. Doğu-batı doğrultusunda uzanan gölün uzunluğu 24 km, genişliği ise 10 km’dir. Avrupa’dan Asya’ya uzanan önemli kuş göç yollarından bir tanesinin üzerindedir. Marmara Denizi ve diğer Marmara göllerine ve yine bir Ramsar Alanı olan Manyas Gölü’ne yakınlığı ile konum açısından önemlidir.

 

Gölde yapılan çalışmalar neticesinde 21 tür balık tespit edilmiştir. Bu türler içerisinde ticari amaçlı avlananlardan başlıcaları; turna ve sazandır. Az miktarda da olsa yayın, tatlı su kefali, ringa balığı ve kızıl kanat balıkları da avlanmaktadır.

 

Kışın kuzeyden gelen bazı kuş türlerinden binlerce kuş türü gözlemlenmiştir. Açık suda sakarmeke, elmabaş patka ve tepeli patka ördekleri, bahri ve küçük batağan, göl kenarında ve sazlıklarda az sayıda büyük akbalıkçıl ve gri balıkçıllar, karabaş ve gümüş martılar bunun     yanı sıra balaban, leylekler, kırlangıçlarla beraber gölde üreyen balıkçıl türleri küçük akbalıkçıl,

 

alaca balıkçıl, gece balıkçıl ve küçük balaban gibi türler Uluabat Gölü ve çevresinde gözlemlenmektedir.

 

Uluabat Gölü, Türkiye’nin en geniş nilüfer yataklarına sahiptir. Beyaz nilüfer gölün kuzeydoğu kıyılarında ve Mustafakemalpaşa Çayı’nın göle giriş ağzında çok geniş alanları kaplamaktadır Uluabat Gölü, sucul bitkiler yönünden ülkemizin en zengin sulak alanlarından biridir. Gölün hemen hemen bütün kıyıları geniş sazlıklarla, sığ kesimleri ise su içi bitkileri ile kaplıdır

 

Hem Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği hem de Ramsar Sözleşmesi’nin gerektirdiği yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi kapsamında Uluabat Gölü’nün korunması ve uygun bir şekilde yönetilmesi amacıyla “Uluabat Gölü Yönetim Planı” hazırlanmıştır.

 

Ayvaini Mağarası

Uluabat Gölü’nün güney bölümünde yer alan Ayvaini Mağarası’nın iki girişi vardır. Birinci giriş Bursa, Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Kazanpınar’da, diğer girişi yeraltı sularının yer üstüne çıktığı Nilüfer İlçesi’ne bağlı Ayvaköy’ü yakınında yer alır. İki girişi arasında 4 km mesafe vardır. Bursa’yı Mustafakemalpaşa’ya bağlayan eski yol mağara yakınından geçer.

 

Her iki yönden girişi bulunan mağara, girişlerinin sarp olması nedeniyle turizme kapalı olmakla beraber profesyonel dağcı ve mağaracılar tarafından tercih edilebilir. Hidrolojik olarak aktif bir mağaradır. Güney Marmara Bölgesi’nin en uzun mağarasıdır. Ayvaini Mağarası görünümleri ilginç ve büyüleyici damlataşlar (sarkıt, dikit, duvar damlataşları, sulu damlataş havuzları) ve göller ile kaplıdır. Gezi için rehber alınması gerekmektedir. Turistik gezilere açılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

 

Bizi Takip Edin

Yeşil PR İletişim&Yayıncılık

Bursa Bölgesel Turist Rehberleri Odası

Bursa - Bilecik - Kütahya

 

ADRES : Reyhan Mah. Park Sok. Melek Sultan İş Merkezi

No:12/25, 16030 Osmangazi,  Bursa / TÜRKİYE

TEL : +90 224 225 25 16

FAKS : +90 224 222 25 16

E-POSTA : buro@buro.org.tr

Çalışma Saatimiz: 09.00 – 17.00